'Medine Sözleşmesi ile Demokratik İslam pratikleştirilmelidir' 2026-01-08 09:02:35   Rozerin Gültekin   WAN - Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın sıklıkla vurguladığı Demokratik İslam’a dair konuşan DİK üyesi Dilan Aydın, “Demokratik İslam’da amaç, bu topraklarda yaşayan halkların, inançların aynı yöntemle bir arada yaşayabilme kültürünü, böyle bir yaşamın mümkün olduğunu göstermektir. Günümüzde bunun tam tersi söylem ve pratikler yüzünden, din adına ne farklılıklara tahammül, ne uzlaşma ne de bir arada yaşama olanağı yaratılmıştır” dedi.   Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, Mezopotamya İslami Araştırmalar Federasyonu’nun “Demokratik İslam’da barış ve demokratik topluma doğru” şiarıyla gerçekleştirdiği 1’inci Olağan Kongresi’ne geçtiğimiz günlerde mesaj gönderdi. Mesajda, “Demokratik İslam, kadın özgürlüğünü, ekolojik dengeyi ve halkların kardeşliğini merkeze alan bir uygarlık alternatifidir. Orta Doğu’nun kanayan yaralarına ancak bu demokratik yorum şifa olabilir” ifadeleri kullanıldı.   Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, 2014 yılında Kürdistan Demokratik İslam Kongresi’ne gönderdiği mesajda da Demokratik İslam’a vurgu yaptı. Demokratik İslam Kongresi (DİK) üyesi Dilan Aydın, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın dile getirdiği Demokratik İslam’ın, Medine Sözleşmesi’nin ortak bir yaşamdaki rolüne dair değerlendirmelerde bulundu.   ‘Sözleşmenin amacı özgürce yaşamı sağlamaktı’   Medine Sözleşmesi’nin oluşturulduğu sürece ve toplumsal yaşamı düzenlemekteki rolüne dair aktarımda bulunan Dilan Aydın, “Medine Sözleşmesi, MS 622-624’te yazılmıştır. Hz. Muhammed'in önderliğinde Mekkeli Müslümanlar (Muhacir), Medineli Müslümanlar (Ensar), Medine'de yerleşik Yahudiler, Medineli müşrikler ve Medine'de yaşayan farklı millet ve sosyal bloklar arasında yapılan siyasi, sosyal ve anayasal bir belgedir. Antlaşma; Hz. Muhammed, Yahudiler, Müslümanlar, Paganlar ve şehrin ileri gelen aileleri ile kabilelerini içermekteydi. Medine'de bulunan Hazrec ve Evs kabileleri arasında yaşanan iç çatışmalara son vermek için, şehirde yaşayan Yahudi, Müslüman ve Pagan topluluklarını ümmet adlı tek çatı altında toplayarak, her birine sorumluluk ve payları verilmiştir. Antlaşmanın düzenlenme amacı, hangi dine mensup olursa olsun şehirde bulunan toplulukların özgürce ve huzur içerisinde yaşamasını sağlamaktır” dedi.   ‘İslamiyet günümüzde yanlış yorumlanıyor’   İslam’ın bugün yanlış yorumlanmasıyla iktidarın aygıtı haline geldiğini söyleyen Dilan Aydın, Medine Sözleşmesi’nin önemli maddelerine değinerek, özünde İslam’ın ayrıştırıcı değil birleştirici olduğuna dikkat çekti. Dilan Aydın, “Müslüman ve Yahudi topluluklar barış içerisinde yaşayacaklardı. Şehrin dışından gelen saldırılarda hep birlikte olunacak ve şehir savunması birlikte yapılacaktır. Yahudiler dinlerinde serbest olacaktır. İki taraftan birinin, üçüncü bir tarafla olan anlaşmazlığında diğer taraf yanında yer alacaktır. Yahudiler ve Müslümanlar arasında olacak anlaşmazlıklarda Hz. Muhammed hakem olarak kabul edilecektir. Her topluluk kendine ait bölgeden sorumlu olacaktır. Bu sözleşmeden anlaşılan şudur: Hz. Muhammed hem insani bir yaklaşım sergileyerek hem de akılcı bir yöntemle oradaki kabile ve toplulukları bir araya getirmeyi başarmıştır. Burada anlaşılması gereken önemli nokta şudur: İslam peygamberinin kendisi farklı yapılarla bir şehri yaşanabilir hale getirmiştir ki; günümüzde bunun tam tersi söylem ve pratikler yüzünden, din adına ne farklılıklara tahammül, ne uzlaşma ne de bir arada yaşama olanağı yaratılmıştır” diye belirtti.   Abdullah Öcalan’ın mesajı   Abdullah Öcalan’ın 2014’te ve yakın dönemde gönderdiği mesajlarda vurguladığı “demokratik İslam” yaklaşımını ve mesajın ardından Demokratik İslam Kongresi’nin kurulduğunu ve çalışmalarını sürdürdüğünü ifade eden Dilan Aydın, “Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın önerisiyle 2014 yılında Amed’te ilk kongresi gerçekleştirilen Demokratik İslam, iki gün sürdü. ‘Medine Sözleşmesi’, ‘İslam’da zalim, mazlum ve adalet kavramları’, ‘Ortadoğu’da barış arayışı ve Kürt sorunu çözümü’, ‘İslam’da savaş, hukuk, barışın inşası’, ‘Kadının İslam’daki yeri’ başlıklarında oturumlar yapıldı. Denilebilir ki Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın derin analizleri ve tarihi okumalarıyla İslam’daki barışçıl özün açığa çıkması için böyle bir öneriyle Demokratik İslam Kongresi kurulmuştur. Amaç, bu topraklarda yaşayan halkların, inançların aynı yöntemle bir arada yaşayabilme kültürünü, böyle bir yaşamın mümkün olduğunu göstermektir. Medine Sözleşmesi, İslam’ın özünde demokratik bir din olduğunun, farklılıkları kabul ettiği, savaş ve gerilimleri hoş görmediğinin göstergesidir. Dolayısıyla denilebilir ki Medine Sözleşmesi ile demokratik İslam arayışı, birbirleriyle bağlantılı bir tarihsel gerçekliğin ortaya çıkarılması ve pratikleştirilmesidir” diye söyledi.   Demokratik İslam ve konfederalizm   Dilan Aydın, son olarak Demokratik Konfederalizm ve Demokratik İslam’ın birbirinden ayrı bir noktada durmadığını, ikisinin ortak yaşamı sunduğunu dile getirerek şunları söyledi: “Demokratik konfederalizm de aynı amaca sahiptir; halkın kendi demokratik sistemini kurması ve bütün dinamikleriyle kendisini yönetmesidir. Bu sistem şu anlama geliyor: Başta kadınlar ve gençler olmak üzere halkın tüm kesimlerinin kendi demokratik örgütlenmesini yarattığı, meclislerinde yer aldığı bir sistemdir. Bu model, devletçi toplumların aksine toplumları demokratikleştirerek kendi ayakları üzerinde durmanın yol ve yöntemlerini sunar. Buradan bakıldığında bu üç başlığın da birbirleriyle benzer yönleri olduğu görülecektir. Medine Sözleşmesi’nde toplulukların bir arada yaşaması için bulunan makul ve akılcı çözüm, o günün koşullarında başarıya ulaşmıştır. Çatışmaların yerini anlaşma almıştır. Amaç, demokratik İslam’ı bu tarihsel gerçekliğiyle bağlantısını kurarak özüne yakınlaştırıp, yaşanabilir bir insanlık değeri olarak korumaktır. Demokratik Konfederalizm de aynı amaçla bugünün koşullarında uygulanabilir ve aynı amaç ve ortak noktalara sahiptir.”